Tasavvuf Ve Mevlânâ
T a s a v v u f v e M e v l â n â
C e y h u n A K S A Ç
l l l l l l l l l
Tasavvuf
simgesi olarak yün elbise giyinirler.
Tasavvuf, Ýslam inanýþýna göre, ruhu kötü
Veli kelimesi, dost anlamýndadýr.
huylardan temizleyip (safa), hakiki bilgiye Tasavvufta ise Allah Dostu demektir. Evliya
(yakýn) ulaþma yoludur. Sufizm olarak da ise Veli’nin çoðuludur.
adlandýrýlýr.
Yakýn, birþeyin varlýðý hakkýnda gözüyle
Kavramlarý netleþtirmek için mistisizm görmüþ eliyle dokunmuþ gibi bir inanç
ile tasavvuf arasýnda herhangi bir iliþki oluþturmak demektir. Tasavvufa girenin bir
olmadýðýný hatýrlatmak gerekir. Mistisizm amacý da yakýn elde etmektir. Pek çok
Hrýstiyanlýða mahsustur. Mistisizmin hedefi düþünür ölüm, yokluk, ebedilik, tanrý ve neden
sevgidir. Tasavvufun hedefi ise akýl ile yaratýldýðý gibi konularda kafa yormuþtur.
kavranamayan Al ah’ýn varlýðýný kavramak yani Yakýn, bu sorulara nefsi tatmin edecek, «iki
müsahade ve yakýndýr. Mistik kiþi dünyada kere iki dört eder» saðlamlýðýndan öte bir
edilgendir ve kendisine verilenle yetinir. cevap bulmaktýr.
Tasavvufçu ise bir amaca yönelik olarak bir
þeyh önderliðinde sürekli ilerleme amacýný
taþýr. O nedenle mistisizmde þeyhler yoktur.
Tasavvufun bazý konularý felsefenin
alanlarýna girmektedir. Ancak tasavvuf bir
Ýslam tasavvufunun kaynaðý olarak Ýslam felsefi ekol deðildir. Zaten tasavvuf akla deðil
peygamberinin peygamberlikten önce Hira ilhama dayanýr. Ancak bu tasavvufun aklý
maðarasýnda inzivaya çekilmesi gösterilebilir. reddet iði þeklinde algýlanmamalýdýr. Tasavvuf
Nitekim Peygamber orada nefsini terbiye ile aklý yalnýzca maddi dünya için bir hüccet
ugraþmýþ ve halktan uzak durmuþtur. Bunun (delil) olarak kullanýr. Ancak metafizik alemin
neticesinde kalbi peygamberliðe hazýr hale anlaþýlmasý için aklýn yetersiz olduðunu iddia
gelmiþtir. Veliler de peygamberlerin varýþleri eder. Çünkü akýl ürünü bilgilerin temelini
olarak ayný yolu takip etmiþtir.
meydana getiren düþünme ve tasavvur etme,
algýya yani duyu organlarýnýn çevre ile
Tasavvuf kelimesinin hangi kökten geldiði etkileþimine dayanýr. Algýlardan soyutlanmýþ
konusu tartýþmalýdýr. Zaten tasavvufçular için bir tasavvur olamaz. Metafizik alem veya
çok da önemli deðildir bu. Arýnma gayb alemi algý alaný içinde olmadýðýna göre
anlamýndaki safa, yün giyinen anlamýndaki akýl bu alanda nasýl hüküm veren olabilir?
sufi kökleri en çok itibar edilenlerdir. Zira
tasavvuf arýnmadýr ve tasavvufçular bir fakirlik
Bilginin temel kaynaðý nedir? Duyu
Ýman, iþte bu vahye dayalý nakle teslim
olmak demektir. Ýman ispat gerektirmez.
Yani din hükümleri akýl ile ispat edilerek
kendilerine iman edilmez. Zaten ispat edilir
olsaydý cennet-cehennem ve sýnav hikmeti
olmazdý. Çünkü aklýn ispat ettiði birþeyi her
akýl kiþi kabul etmek zorunda kalýr. Kiþi
dinin hükümlerini ispat ederek iman etmez
ancak dinin akla aykýrý olmadýðýný test etmek
isteyebilir. Ýkisi ayrý konudur.
Ýþte bu akýl ve naklin onlarca çeþidi
olmakla birlikte temelde yukarýda bahsedilen
ilkelere dayanýrlar. Tasavvuf iþte bu ikisi
arasýnda bilginin baþka bir kaynaðý olduðu
iddiasýndadýr. Nefsi temizleyip Allah’tan gelen
ilhamlara hazýr hale getiren bir veliye Allah’ýn
izni ile gayb (bilinmeyenlerin) kapýsý açýlýr. Bu
yola girenler ilerledikçe o kapýlarýn teker teker
açýlýþýný izlemektedirler. Her ilerleyiþinde yeni
bir makama varýr, bir önceki makamý geride
býrakýr. Her makamýn kendine özgü pratiði
vardýr. Örneðin bazý makamlarda sürekli zikir
yapýlýrken, öyle makamlar vardýr ki kiþi o
makamda Kur’an-i Kerim bile okumaz ve
yalnýzca tefekkür eder.
organlarýmýzla edindiðimiz tecrübelere ne
Tasavvuf teorik bir ilim deðildir. Bilakis
kadar güvenebiliriz? Akýl herþeyi izaha yeterli pratiktir. Bu nedenle bu ilme kavuþmak için
mi? Madem akýl duyu organlarýmýzla bu yola girmek ve nefsi arýndýrmak gerekir.
hissettiklerine binaen karar veriyor; o halde Yani bu ilmi bilmekle kiþiye Allah katýndan
maddi olmayan seyler hakkinda aklin karar tartýþmasýz bilgi gelmez. Gazali akýlcý bir insan
vermesi ne kadar doðrudur?
bir yönüyle de filozoftur. Tasavvuf ile ilgili
teorik bilgiyi edindikten sonra tasavvuf ile
Gazali bu konuda rüyayý örnek verir. Eðer bilgi edinmenin yalnýzca pratik ile mümkün
insanlar rüyayý bilmemiþ olsa idi ve birisi olduðunu görmüþ ve Nizamiye Üni-
deseydi ki “Ben dün gece Çin’e gittim, sonra versitesi’ndeki rektörlük görevini terkederek
uçarak geri döndüm” kimse inanmazdý ona. Ýrak’tan kaçar. Yaklaþýk 10 yýl hücre
Oysa herkes rüyayý bildiði için buna itiraz büyüklüðünde bir odada nefsini terbiye ile
eden olmuyor ve nasýl olmuþ olduðunu biliyor. uðraþmýþ ve aklýndaki sorulara cevap
Ayný þekilde insanoðluna Ahiret, Cennet, aramýþtýr. Bu sýrada yaþadýklarýný daha sonra
Cehennem, Melekler, Tanrý gibi kavramlardan El Munkiz adlý eserinde anlatmýþtýr. Bu eser
bahsedildiðinde insan önce reddetme yoluna felsefe ve tasavvuf tarihinde çok önemli bir
gider. Bunlar hakkýnda rüya hakkýnda olduðu yere sahiptir. Nihayet nefsini temizler ve gayb
gibi bilgi sahibi deðildir. O nedenle bunlarý perdesi onun için açýlýr.
akla uygun bulmayarak reddeder. Oysa bu
reddediþ
rüyayý
reddetmek
kadar
Tasavvuf ile elde edilen bilgi þüphe
geçersizdir.
içermez. Çünkü Allah’tan kendisine verilen
bir bilgiden insan þüpheye düþmez. Ancak
Akýl dýþýnda bir diðer bilgi kaynaðý da tasavvufun önde gelen temsilcileri Haris
nakildir. Peygamberlerin getirdikleri bilgi el-Muhasibi ve Gazali gibi insanlarý tasavvufa
dýþýndaki bilgileri güvenilir bulmayan bu yönlendiren þey þüphedir. Gazali, filozoflar gibi
kesime örnek olarak Hanbeli mezhebebinin akýl yolunu tutup bilginin kaynaðýný aramýþtýr.
kurucusu Ýmam Ahmed bin Hanbel verilebilir. Neye güvenebilirim diye hep sorgulamýþtýr.
niçin herhangi birþey yapayým? Hayatýmýn,
beni bekleyen, kaçýnýlmaz olan ölümün yok
etmeyeceði bir anlamý var mý? Gogol’dan ya
da Puskin’den ya da Shakespeare’den ya da
dünyadaki geri kalan bütün yazarlardan daha
ünlü olacaksýn! Olacaksýn da ne olacak?
Bugün ya da yarýn hastalýk ya da ölüm,
sevdiklerime ya da bana uðrayacak ve
bizlerden geriye leþ kokusundan ve kurtlardan
baþka bir þey kalmayacaktý. Er ya da geç
yaptýðým iþler unutulacak ve ben var
olmayacaðým. O halde daha fazla çabalamak
niye?... Ýnsan bu gerçeði nasil olur da
göremez? Nasýl olur da yaþamaya devam
eder? Artýk gece ve gündüzün boyuna yer
deðiþtirip bana ölümü getiriþleri karþýsýnda
gözlerimi kapayamýyorum. Tek gördüðüm bu,
çünkü tek gerçek bu. Geri kalan ne varsa
yalan.”
Bu ruh haletinden sonra þüphe kendisine
bir kapý açar:
“Þimdi anlýyorum ki þayet kendimi
öldürmediysem bu, fikirlerimin (yukarýdaki
bunalým fikirleri) geçersiz olduðuna iliþkin
belli belirsiz bir bilinçlilikten kaynaklanýyordu.
Þüphem þöyleydi: Ben yani benim aklým
Sonunda duyu organlarýnýn dahi güvenilmez hayatýn anlamsýz olduðunu kabul etti. Eðer
olduðunu düþündüðünü, kendisini çaresiz ve akýldan üstün bir þey yoksa bu durumda
yalnýz hissettiði bir bunalýma düþmüþtür. Ýþte benim için yaþamýn yaratýcýsý akýldýr. Yaþamýn
bu bunalýmdan tasavvuf yolu ile kurtulduðunu var edicisi akýlken yine ayný akýl nasýl olur da
söylemektedir. Tasavvuf þüphe ile taban yaþamýn mantýksýz olduðunu iddia edebilir?
tabana zýt olmasýna raðmen baþlangýcýnda Diðer bir deyiþle yaþam olmasaydý aklým
bir þüphe vardýr.
olmayacaktý, bu yüzden akýl yaþamýn oðludur.
Ne var ki akýl yaþamý reddetmektedir. Bu
Düþünen her insan için neden var olduðu noktada bir þeylerin yanlýþ olduðunu hisset im.
ve akibetinin ne olacaðý sorularý en mühim Yeryüzündeki herþey olabilecek en akýllýca
sorular olmuþtur. Nitekim Tolstoy “Ýtiraflarým” bir þekilde yerleþtirilmiþ. Bir tek konumum
adlý eserinde inançsýz olduðu zamanlarda aptalca.”
içine düþtüðü bunalýmý anlatmaktadýr:
Mütevazi kiþiliðinden dolayý “hal ile ilmi
“Sen hayatým dediðin þeysin, sen Cüneyd kadar mükemmel bir þekilde
parçacýklarýn rastlantý sonucu bir araya kendisinde birleþtiren baþka bir sufinin
gelmesinden oluþan geçici birþeysin. görülmediði” yorumu yapýlan Cüneyd-i
Parçacýklar bir süre daha bir arada kalacak, Bagdadî mutasavvufu en derin ve en güzel
sonra bunlar arasýndaki etkileþim duracak ve þekilde anlatabilecek cümlesi þöyledir :
senin hayat dediðin þeyinin de, sorularýnýn “Mutasavvuf daha önce olmuþ gibi gözüken
da bir sonu gelmiþ olacak... Her þey boþ. ama hâlâ olmadýðýný farkeden biridir”. Olmak
Mutlu kiþi henüz doðmamýþ olandýr. Bugün fiili burda birleþimi anlatmaktadýr. Birleþimde
yaptýklarýmýn ve yarýn yapacaklarýmýn kasit Tevhiddir... Elif harfidir.. Elif harfinin
sonucunda ne olacak? Niçin yaþayayým, niçin mânasýný
ise
Semâ’nýn
anlatýmýnda
herhangi bir þeye karþý bir istek duyayým, detaylandýrabiliriz.
Þu isimler Ýslam tasavvufunun önde gelen
isimleridir: ABDUL KADÝR-Ý GEYLANÝ
HZ.(K.S), Fudayl bin Iyaz K.S, Ýbrahim Edhem
K.S, Bisr-i Hafi K.S, Haris el-Muhasibi,
Cüneyd-i Bagdadi K.S, Beyazid Bestami K.S,
Ýmam-i Gazali K.S, Sah-i Naksibendi K.S,
Muhyiddin Ýbn Arabi K.S ve dosyamýzýn asýl
konusu olan Mevlânâ Celaleddin Rumi K.S.
Mevlânâ Celaleddin-i Rumi
“Gel, gene gel, gene...
Ne olursan ol;
Ýster kâfir ol, ister Mecusî, ister
putperest;
Ýster yüz kere tövbe etmiþ ol,
Ýster yüz kere bozmuþ ol tövbeni.
Umutsuzluk kapýsý deðil bu kapý;
Nasýlsan öyle gel!...”
Gel... nasýlsan öyle gel çaðrýsýný öyle kal
olarak algýlamamak lazým. Bu Mevlânâ’nýn
felsefesine uymayan bir cümle olur. O’nun
çaðrýsýna uyup da gelen, öyle kalmýyor...
Bambaþka bir dünyanýn bambaþka bir insanei
oluyor... Bakýrdan altýna, kömürden elmasa
dönüþüyor... Güzeli ve olmuþu çaðýrmaya
hacet yoktur..
O’nu sevmek için de tanýmak gerekir..
En önemlisi ‘ham’i çaðýrmak ve Tanýmak içinde okumak gerekir ..
piþirmektir’...
Yaþamak gerekir.. Yaþatmak gerekir..
Bu iþ, emek ister.. sabýr ister fedakarlýk
ister.. bunlarý gösterebilmek içinde aþk
ister.. sevk ister.. heyecan ister..
Mevlânâ Celaleddin-i Rumi kimdir?
Mevlânâ. 30 Eylül 1207 tarihinde
Mevlânâ Celaleddin-i Rumi, Ýslam ve
Horasan’in Belh þehrinde dünya’ya geldi...
tasavvuf dünyasýnda tanýnmýþ bir Fars þair ve
düþünce adamýdýr.
Kendisi parlak bir yýldýz olarak görünüyor
bütün Dünya’da. Þimdi bütün insanlýk onu
Rumi adi, Anadolu’ya yerleþip orada
yeniden keþfediyor. Þiirleri Avrupa’da, yaþadýðýi için verilmiþtir: o dönemde
Amerika’da en çok okunanlar arasýna giriyor. Anadolu’ya Diyari-i Rum deniliyordu;
Bir çok yönüyle üstad olarak gözükür.
«Efendimiz» manasýna gelen Mevlânâ ise,
kendisine karþý duyulan büyük saygýnýn
Ne filozoftur.. Ne þair.. Ne ilim.. Ne de belirtisi olarak verilmiþtir.
bilim adamýdýr.. belkide hepsidir..
Dönemin Ýslam kültür merkezlerinden Belh
ama en önemlisi ateþli bir Hak aþýðýdýr.. kentinde hocalýk yapan ve Belh þehrinin
Mevlânâ’yý seveceðiz.. çünkü onu sevmek, bir çok kiþi tarafýndan görülen rüya sonucu
iyiliði, güzelliði ve ahlaký sevmek demektir.. Sultan-ül Ulema (Bilginler Sultaný) lakabýyla
anýlan Bahaeddin Veled’in oðludur.
1244’te Konya’nýn ünlü þeker Tacirleri
Babasýnýn vasiyeti, sultanýn buyruðu ve hanýna baþtan ayaða karalar giymiþ bir gezgin
Bahaeddin’in müritlerinin ýsrarlý ricalarý indi: Adý semset in Muhammed Tebrizi (Tebrizli
sonucu Celaleddin babasýnýn yerine geçti. þems) idi. Gezici bir tüccar olduðunu
Bir yýl süreyle dersleri, vaazlarý ve fetvalarý söylüyordu. Ders saatinin bitiminde Ýplikçi
o verdi. Sonra, babasýnýn öðrencilerinden Medresesin’ne doðru yola çýktý ve Mevlânâ’yý
Tirmizli Seyhit Burhaneddin Muhakkik ile atýnýn üstünde danýþmentleriyle birlikte gelirken
buluþtu. Tirmizli olduðu için Tirmizi diye buldu: atýn dizginlerini tutarak sordu ona:
anýlan Burhaneddin, Konya’daki bu
buluþmada genç Celaleddin’i o çaðda
“Ey bilginler bilgini, þöyle bana, Hz.
geçerli olan bütün Ýslam bilim dal arýndan Muhammed mi büyüktür, yoksa Bayezit
sýnava soktu.
Bistami mi?”
Ve gösterdiði baþarýdan sonra:
Mevlânâ yolunu kesen bu garip yolcudan
çok etkilenmiþ, sorduðu sorudan ötürü
“bilgide esin yok; gerçekten seçkin bir þaþýrmýþtý: “Bu nasýl sorudur?” diye kükredi.
ersin. Ne var ki, baban hal ehli (gönül ve “O ki peygamberlerin sonuncusudur; O’nun
ruh adamý) idi; sen kal ehlisin (söz adamý). yanýnda Bayezit’in sözü mü olur?”
Kal’ý býrak, onun gibi hal sahibi ol. Buna
çalýþ, ancak o zaman onun gerçek varýþý
Bunun üstüne Tebrizli þems þöyle dedi:
olursun, ancak o zaman Güneþ gibi alemi
aydýnlatabilirsin” dedi.
“Neden Hz. Muhammed ‘kalbim paslanýr
da bu yüzden Rabbime günde yetmiþ kez
Bu uyarýdan sonra, Celaleddin 9 yýl istiðfar ederim’ diyor da, Bayezit ‘kendimi
boyunca Burhaneddin Muhakkik Tirmizi’ye noksan sifatlardan uzak tutarým, bedenimin
müritlik etti, seyr-ü sülük denen tarikat içinde Allah’tan baþka varlýk yok’ diyor; buna
eðitiminden geçti. Halep ve Þam ne dersin?”
medreselerinde öðrenimini tamamladý,
dönüþte Konya’da hocasý Tirmizi’nin
Bu soruyu Mevlânâ þöyle karþýladý: “Hz.
gözetiminde art arda üç kez çile çýkarttý. Muhammed her gün yetmiþ makam aþýyordu.
Hocasý artýk Kayseri’ye dönmek istiyor, Her makamýn yüceliðine vardýðýnda önceki
Celaleddin onu býrakmýyordu. Günün birinde makam ve mertebedeki bilgisinin yet-
Tirmizi, öðrencisinden habersiz yola çýktý mezliðinden istiðfar ediyordu.
ama yolda atý tökezleyip düþünce ayaðý
incidi. Dönüp Konya’ya geldi ve Celaleddin’e
Oysa Bayezit ulaþtýðý makamýn yüceliðinde
“neden beni býrakmýyorsun?” diye sordu. doyuma ulaþtý ve kendinden geçti, gücü
O da hocasýna “neden gitmek istiyorsun?” sýnýrlýydý; onun için böyle konuþtu”.
dedi. Tirmizi bu soruya þu yanýtý verdi:
“Buraya güçlü bir gönül aslaný yöneldi,
Tebrizli þems bu yorum karþýsýnda “Allah,
sana gelecek. Ben de bir din aslanýyým. Allah” diye haykýrarak onu kucakladý. Evet,
Biz birbirimizle geçinemeyiz, birbirimize aðýr aradýðý O’ydu. Bu buluþmanýn olduðu yeri
geliriz”.
Merec-el Bahreyn (iki denizin buluþtuðu nokta)
diye adlandýrdý.
Bu açýklamadan sonra Tirmizi, Kayseri’ye
gitti ve 1241’de orada öldü. Celaleddin,
Oradan, birlikte, Mevlânâ’nýn seçkin
Konya’ya yönelen o gönül aslanýný bir süre müritlerinden
Selahaddin
Zerkub’un
bekledi. Ne var ki, hocasýný unutamýyordu. hücresine gittiler ve halvet oldular. Bu halvet
Bütün kitaplarýný ve ders notlarýný topladý. süresi tam 6 ay sürdü...
Fihi-Ma Fih (Ne Varsa Ýçindedir) adlý
yapýtýndaki
açýklamalarýnda
sIk
sIk
Mevlânâ’nýn yaþamýnda bu sýrada büyük
hocasýndan alýntýlar yaptý.
bir deðiþme oldu ve yepyeni bir kiþilik,
Büyük Buluþma
yepyeni bir görünüm ortaya çýktý. Mevlânâ
artýk vaazlarýný, derslerini, görevlerini, ve raksa baþladýðý, fikih bilginlerine özgü
zorunluluklarýný, kýsaca her davranýþý, her kiyafetini deðiþtirip Hint alacasý renginde bir
eylemi terk etmiþti.
hýrka ve bal rengi bir kül ah giydiði için
kýzýyordu.
Her gün okuduðu kitaplarý bir yana
býrakmýþ, dostlarýný, müritlerini aramaz
Tebrizli þems’e karþý birleþenler arasýnda
olmuþtu. Konya’nýn hemen her kesiminde, bu kez Mevlânâ’nýn ikinci oðlu Alaeddin
bu yeni duruma karþý bir itiraz, bir isyan Çelebi’de vardý.
havasý esiyordu. Kimdi bu gelen derviþ?
Ne istiyordu? Mevlânâ ile hayranlarý arasýna
Sonunda sabri tükenen Tebrizli þems “bu
nasýl girmiþ, ona bütün görevlerini nasýl sefer öyle bir gideceðim ki, nerde olduðumu
unutturmuþtu? Þikayetler, ayýplamalar o kimse bilmeyecek” deyip, 1247 yýlýnda bir
dereceye vardý ki, bazýlarý Tebrizli þems’i gün ortadan kayboldu (ama Eflaki onun
ölümle bile tehtid ettiler. Olaylar böyle üzücü kaybolmadýðýný, aralarýnda Mevlânâ’nýn oðlu
bir görünüm kazanýnca, bir gün caný çok Alaeddin’in de bulunduðu bir grup tarafýndan
sýkýlan Tebrizli þems, Mevlânâ’ya Kur’an’dan öldürüldüðünü ileri sürer). Mevlânâ adeta
bir ayet okudu. Ayet, “iþte bu, sen ile ben’in deliye dönmüþtü; ama sonunda onun gene
arasýndaki ayrýlýktýr” anlamýna geliyordu. Bu geleceðinden umudunu keserek yeniden
ayrýlýk gerçekleþti ve Tebrizli þems bir gece derslerine, dostlarýna, iþlerine döndü. .
habersizce Konya’yý terk etti.
Þems’e olan aþkýný yokluðu ile varlýðý arasýnda
yaþatarak. Týpký Leyla ile Mecnun gibi. .
Ayrýlýk
Tebrizli þems’in gidiþinden son derece
Felsefesi
etkilenen Mevlânâ kimseyi görmek istememiþ,
kimseyi kabul etmemiþ, yemeden içmeden
Mevlânâ, Ýslam dinini, þi r, sanat, raks,
kesilmiþ, sema meclislerinden, dost müzik yoluyla en ince yorumlayan kiþidir.
toplantýlarýndan büsbütün ayaðýný çekmiþti.
Bu yorum, Ýslam ve Ýslam dýþý bütün insanlýk
tarafýndan benimsenmiþ, esin kaynaðý
Özlem ve aþk dolu gazeller söylüyor, olmuþtur. Ýngiliz doðubilimcisi A.J. Arberry,
gidebileceði her yere gönderdiði ulaklar Mevlânâ‘yý „dünyanýn en büyük ozaný“ olarak
aracýlýðýyla Tebrizli þems’i aratýyordu. nitelerken, Goethe onun etkisinde kalmýþ,
Müritlerin
bazýlarý
piþmanlýk
duyup Rembrandt tablosunu yapmýþ, Muhammed
Mevlânâ’dan özür dilerken, bazýlarý da Tebrizli Ýkbal felsefesini onun düþünceleri üstüne
þems’e büsbütün kýzýp kinlenmekteydiler.
kurmuþ, Ýngiliz doðubilimcisi Nicholson 30
yýl çalýþarak Mesnevi yi Ýngilizceye çevirmiþ
Sonunda onun Þam’da olduðu öðrenildi. ve yapýtýn Batý dünyasýndan tanýnmasýný
Sultan Veled ve yirmi kadar arkadaþý Tebrizli saðlamýþtýr.
þems’i alýp getirmek üzere acele Þam’a
gittiler. Mevlânâ’nýn geri dönmesi için yanýp
Kiþi, inanç ve düþünce özgürlüðüne
yakardýðý gazelleri ona sundular.
olaðanüstü bir deðer vermesi, bütün insanlarý
(suçlu-suçsuz, mecusi-putperest, kara-sari,
Tebrizli þems, Sultan Veled’in ricalarýný efendi-köle) saygýya ve sevgiye çaðýrmasý
kýrmadý. Konya’ya dönünce kýsa süreli bir barýþ onun en büyük özelliðidir.
yaþandý; aleyhinde olanlar gelip özür dilediler.
Mevlânâ biçimci deðildi, her türlü
Ama Mevlânâ ile Tebrizli þems gene eski kýsýtlamanýn karþýsýndaydý.
düzenlerini sürdürdüler. Ancak bu durum pek
fazla uzun sürmedi. Derviþler, Mevlânâ ‘yý
Edep, vefa, sabýr, eðitim gibi ahlak
Tebrizli þems’ten uzak tutmaya çalýþýyorlardý. kavramlarýnýn gerçek anlamýný aramayý ve
Halk da Mevlânâ’ya Tebrizli þems geldikten insanlara bunu öðretmeyi iþ edinmiþti.
sonra ders ve vaaz vermeyi biraktýðý, sema
Ona göre, asil konu «insan»dý.
insanýn ebedî vatanýný hatýrlamasýna engel
Din, felsefe, ahlak, insani daha mutlu olan ve onu sevgiliden ayýran perdeleri yýrtýp
etme yolunda geliþen araçlardý. Bu araçlara atar. Ve yine Ney, bir sýrrý devamlý yeni
takýlýp kalmak, geliþmeyi ve geliþme hýzýný hikayeler ve mecâzlarla imâ etmeye çalýþan
kesecek yanlýþ davranýþlardý. Doðru olan, bir þairdir.
gerçeðe giden yolu bulmaktý ve bu yol, «aþk»
tan geçerdi: Sonsuz bir sevgi. Bu sevgi
Aþkýn tarifi Mevlânâ‘nýn ta kendisidir. O‘na
hoþgörü ve vefa kavramlarýyla desteklenecek, giden çok yol var der kendisi. Hz Mevlânâ
beslenecekti.
müzik ve sema‘yý seçmiþtir.
Mevlânâ için, sözünü ettiði bu aþk
anlatýlmaz, yaþanýr; yaþayarak öðrenilirdi.
Semâ
Bu nedenle, bir gün kendisine “aþk nedir
Semâ’, lügatte iþitmek mânâsýndadýr.
efendim” diye soran bir öðrencisine “Ben ol Terim olarak, mûsikî naðmelerin dinlerken
da bil” yanýtýný verdi.
vecde gelip hareket etmek, kendinden geçip
dönmektir. Hz. Mevlânâ zamanýnda belli bir
Mevlânâ’nýn felsefesini anlatacak hâdis-i nizâma baðlý kalmaksýzýn dînî ve tasavvûfî bir
þerif : “ölmeden evvel ölünüz” hâdisidir.
coþkunluk vesîlesiyle icrâ edilir sema’.
Ölmeyi istemek olmaz. Ölmeden evvel
Sema’, sembolik olarak, kâinatýn
ölmeyi istemek olur. Bu da fani olana baðlan- oluþumunu, insanýn âlemde diriliþini, Yüce
mamaktýr, ölümsüze baðlanmaktýr. Nedir? Yaratýcý’ya olan aþk ile harekete geçiþini
Aþktýr.. Fani olan hiç bir þey gerçek deðildir.. ve kulluðunu idrak edip “Ýnsan- i Kâmil” e
doðru yöneliþini ifâde eder. Siyah hýrka kabiri
Mesnevi Ney ile baþlar .. Þikayeti ile topraðý, Tennure saflýðý ve kefeni, sikke ise
baþlar... Ney, kâmili insani temsil eder. tevhidi ve mezar taþýný ifade eder.
Çünkü insan yüzünde 7 delik vardýr. Ney‘de
yedi deliklidir. Ölmeden önce ölüp de diri
Semâ 4 selâm’dan oluþur:
kalan duygular aslý görevleri ile yeniden
doðar. Görmek nedir, tevhidi, bütünü, onu
I. Selâm, insanýn kendi kulluðunu idrâk
görmektir. Duymak Onun sesini duymaktýr. etmesidir.
Konuþmak hakikatý anlatmaktýr. Onun
kokularýný almaktýr. Olgun insana giden yolda
II. Selâm, Allah’ýn büyüklüðü ve kudreti
duygularýn rafine edilmesi, yenilenmesi sýrrýný karþýsýnda hayranlýk duymayý ifâde eder.
anlatýr. Kamýþý koparýrýz o aslý vatanýna
dönmek ister. Ýnsanda madde kalýbýna girip
III. Selâm bu hayranlýk duygusunun aþka
de bu âleme geldiði zaman aslý vatanýný dönüþmesidir.
özler. Yaradýlýþ âlemini özler. Vuslati özler,
feryat eder. Neyin içi doludur. Perdeleri
IV. Selâm ise insanýn yaratýlýþtaki vazîfesine
vardýr. Hz Mevlânâ bunu insanýn kompleksleri yani kulluða dönüþüdür. Çünkü Ýslâm’ da en
olarak ifade eder. Yani, benlik mertebeleri yüce makam, kulluktur.
nefsin arýnmasý ile bu mertebeler tamamlanýr
ve kamýþýn içi boþalýr. Neyin rengi sarýdýr.
Semâ’da semazenler Elif þekli alýrlar.. Elif
Riyazetteki ve oruç tutan insaný temsil eder. þekli hem Tevhid‘i hemde Birleþimi temsil
Üzerinde kýrmýzý renkler vardýr. Onlarda aþk ederki Semânýn sonunda Semazenlerle
ateþi ile yanmayý temsil eder. Ve neyi tutma Yaratýcý BÝR olurlar.
þekli, akýl ile gönül arasýnda bir köprü kurar.
Mesnevi’nin On sekizinci beytinde
Ney’den çikan ses ateþtir; þarabý da Mevlânâ þöyle der:
tahammür ettiren aþkýn ayný ateþidir.
Ýþte bu þekilde Mevlânâ’nýn þiirinde ney hem
Derneyabid hal-i puhta hiç ham
zehir hem panzehir olur; onun perdeleri,
Pes suhan kuta bayid vessalam.
(Eren kiþinin halinden ham olan anlamaz,
Öyle ise, sözü kýsa kesmek gerek, vesselam).
Ham olan piþecek.. piþtikten sonra ise..
yanmasý gerekecek.. Bu kavram olayýný
Mevlânâ bir temsilinde þöyle anlatýyor:
Hintliler halka göstermek amacýyla
geceleðin bir fil getirdiler. Ýnsanlar fili çok
merak ettikleri için hemen içeriye girdiler
ama karanlýk olduðu için fili ancak elleriyle
yoklayabildiler. Birinin eli hortumuna iliþti ve
dedi “Bu hayvan koca bir oluða benzer”.
Ötekinin eli kulaðýna vardý ve dedi ki “Hayýr,
bu hayvan koca bir yelpazeye benzer”.
Bacaðýna dokunan kiþi ise “Hayýr, bu bir
sütune benzeyen varlýktýr”. Filin sýrtýna çýkan
ise, “Geniþ bir tahta benzeyen bir hayvandýr
bu” dedi. Herkes kendisinin his ettiði gibi
fili algýladý. Fakat eðer ellerinde bir lamba
olsaydý hepsi de gerçeði görebilirdi. Ýþte bu
maddi akýl (aklý cüz) de öyle aldatýcýdýr.
‘Gel gel diyen adam, gel dedi sevgiye
çaðýrdý’
‘gel dedi saygýya çaðýrdý’
‘gel dedi þefkate, merhamete ve kulluða
çaðýrdý’
‘gel dedi aþka çaðýrdý’... q