Original PDF Flash format Üsküdarl›-balabanî-hasan-hüsnü-efendi-ve-tasavvuf-anlay›fl›  


Üsküdarl› Balabanî Hasan Hüsnü Efendi Ve Tasavvuf Anlay›fl›

Üsküdarl› Balabanî Hasan Hüsnü Efendi
ve Tasavvuf Anlay›fl›

D R .
A B D U R R E Z Z A K
T E K
Uluda¤ Üniversitesi
XIX. yüzy›l›n önde gelen Nakflî fleyhlerinden Hasan Hüsnü Efendi Üsküdar’da
do¤mufltur. Babas› fiam valisi flâir Ali R›za Pafla b. fieyh Halil Sâhib’dir. Eserle-
rinde künyesini “el-Hâc Ebü’l-Hasan Hüsnü el-Hanefî en-Nakflibendî el-Üsküda-
rî ‹bn el-Merhûm Ali R›za b. efl-fieyh Halil Sâhib ‹bn ‹brahim Nazif b. Ahmed b.
Mustafa Pafla” fleklinde vermifltir.1 Zahiri ilimleri tahsil ettikten sonra genç yafl-
ta tasavvufa yönelen Hasan Hüsnü Efendi’nin ilk fleyhi Nakflibendiye ricâlinden
Üsküdarl› Hoca ‹smail Hakk›’d›r. Sonra Üsküdar Selimiye’de “Harca¤as›zâde”
ad›yla tan›nan ve kendisiyle ayn› ismi tafl›yan fieyh Hasan Hüsnü Efendi’ye in-
tisap ederek on y›l hizmetinde bulunmufl, ard›ndan Mekke’de Hâlidiye fleyhi ‹s-
mail Hamdi Pafla’dan icazet alm›flt›r. Balabânî Efendi söz konusu intisab›n› flöy-
le anlatmaktad›r: “Fakir bu tarîkat-› celîle-i Nakflibendiye’ye evvelen üstâd-› ek-
remim, ‘allâme-i Rûm, hâf›zu’l-kurrâ ile mevsûm üstâd-› esrâr, gûyâ-y› mine’l-
âyet ile’l-âyet ve dânâ-y› ma’âlim-peymâ-y› zü’l-cenâheyn Hâce ‹smail Hakk›
Efendi el-Üsküdârî -âleyhi rahmetü’l-Bârî- Hazretlerinden müselselen tâ Resûl-i
Ekrem -sallallâhu ‘aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretlerine muttas›l ve müntehî
olarak nisbet-i sahîha ile telakki eyledim. Ve râb›ta-i îman ve ‹slâmiyemi ve ma-
rifet-i îkân ve sadîk›yemi te’kid ve teyid ve takarrüb ilallâh ve ubûdiyet li-vechil-
lah maksad-› hayr-mirsâd›yla medîne-i Üsküdar’da Selimiye nâm mahalde fleref-
mukîm afdalü’l-fudalâi’l-âmilîn ve zübdetü’l-meflâyihi’l-kâmiliyye zü’l-cenâheyn
Harca¤as›zâde demekle maruf efl-fieyh Hasan Hüsnü Efendi en-Nakflibendî -kud-
dise sirruhu’s-samedî- Hazretlerinin meclis-i feyzâ-feyz-i mürflidânelerinde on
sene kemâle haz›r oldum. Ve Mekke-i Mükerreme’de mücâvir-i meflâyih-i Nakfli-
bendî-i Müceddidî-i Hâlidî efl-fieyh el-Hâc Halil Hamdi Pafla ed-Da¤istânî -kud-
dise sirruhu’d’Deyyânî Hazretlerinden min gayr-i liyâkatin ahz-i icâzete muvaf-
fak olarak ...”2 M›s›r’a gitti¤inde ise fiazeliye tarikat›ndan fieyh Muhammed el-
Meslemî’ye intisap ederek icazet alm›flt›r.3 Ayr›ca Befliktafl’ta Neccârzâde Mustafa
.

Ü S K Ü D A R
S E M P O Z Y U M U
I V
Selimiye Camii
592
.

Ü S K Ü D A R L I
B A L A B A N Î
H A S A N
H Ü S N Ü
E F E N D ‹
V E
T A S A V V U F
A N L A Y I fi I
R › z â e d d i n Efendi’den 1317/1899 senesinde yine Nakflî icâzeti alm›flt›r.4 Nafliben-
diye silsilesi flöyledir:
“el-Fakîrü’l-hakîr, el-Hâc Ebu’l-Hasan Hüsnü ‹bn Ali er-R›za ‹bn efl-fieyh Halîl
Sâhib b. ‹brahim b. ‹smetî Ahmed ‹bn Mustafa Pafla ‘ufiye ‘anhüm, / ‘an fleyhi ve
üstad› hâfizü’l-kurrâ ve mürebbi-i fudalâ Hâce ‹smail Hakk› Efendi el-Üsküdârî,
/ ‘an efl-fieyh es-Seyyid Hâf›z Ali Efendi el-Uflflâkî el-mübâhî bi-hizmeti hângâh-
› fieyhü’l-‹slâm Mustafa Efendi el-kâinü fî Medîne-i Eyyübü’l-Ensârî / ‘an efl-fiey-
hu’fl-flüyûh Hâce Ali Behcet el-Konevî sümme el-Üsküdârî ve hüve min nesli
Hazret-i Mevlânâ Rûmî / ‘an efl-fieyh es-Seyyid Burhaneddîn Muhammed Emin
Efendi el-Kerkûkî sümme el-Bursavî ve hüve min evlâd-i gavsi’s-sakaleyn Ab-
dülkadir el-Cîlî / ‘an efl-fieyh Muhammed Âgâh Efendi el-‹stanbûlî el-medfûn bi-
Mevlevihâne-i Galata / ‘an efl-fieyh es-Seyyid el-Hâc Mustafa R›zâeddin efl-flehir
bi-‹bni’-Neccâr el-Befliktaflî / ‘an efl-fieyh Muhammed Ali ‹lmî Efendi el-Edirne
efl-flehîr bi-Arabzâde / ‘an efl-fieyh es-Seyyîd Ebî Abdullah Muhammed es-Se-
merkandî el-mübâhî bi-hizmet-i hangâh-› fiemsî Ahmed Pafla el-kâinü fî medî-
neti Üsküdar / ‘an efl-fieyh Ahmed Yekdest el-Cüryânî sümme el-Mekkî / ‘an efl-
fieyh Muhammed el-Masum es-Sirhindî / ‘an vâlidihi efl-fieyh Ahmed el-Fârukî
es-Sirhindî el-maruf bi-‹mam Rabbanî ....”5
Nakflibendiye ve fiazeliye’nin d›fl›nda Harca¤as›zâde Hasan Hüsnü Efendi vas›-
tas›yla Kâdiriye’den,6 fieyh Muhammed Said Efendi ile Mevleviye’den7 ve Azîz
Mahmud Hüdâyî dergâh› fleyhlerinden Rûflen Efendi vas›tas›yla da Celveti-
ye’den8 icazet alm›flt›r. Kaynaklarda son dönemde Üsküdar’da Nuh Kap›s›’ndaki
flühedâ mezarl›¤› muhaf›zl›¤› hizmeti ile ‹nâdiye’de Selim Baba Türbesi’nin tür-
bedarl›¤› da uhdesine verildi¤i belirtilen Hasan Hüsnü Efendi ayn› zamanda Ye-
ni Valide Külliyesi ile fiemsi Pafla Külliyesi aras›nda kalan ve Balaban ‹skelesi
olarak an›lan yerdeki ‹sfendiyar Mescidi’ne meflîhat verilmesiyle kurulan Ya¤c›-
zâde (Balabanî) Tekkesi’nin son postniflînidir.9 ‹rflâd faaliyetlerinin yan› s›ra
Tekke’de Mesnevî de okutan Hasan Hüsnü Efendi dönemin önde gelen dua-gû-
lar›ndand›r. Revnako¤lu bu hususta flunlar› söylemektedir: “Balabânî merhum,
irfanl›, dirayetli bir zât oldu¤u için dualar› her yerde tekrar edilen muayyen söz-
lerden ibaret de¤ildi. Yerine ve icab›na göre duan›n fleklini girizgâh›n› de¤ifltirir,
bir yerde etti¤i duay› aradan uzun bir zaman geçmeyince baflka yerde tekrar et-
mezdi. Çok defa yeniden dua tertip eder, irticâlen cinaslar, telmih ve tevriyeler
meydana getirir, cemiyet-i elfâza dair bir hayli kelime istihdâm ederdi.10 Son de-
rece güzel ifadelerle süsledi¤i gayetle tumturakl›, ahenkli, mufassal, mükemmel
dualar›, üslûb-› beyân, tetabu-› izâfet, bilhassa secî sanatlar› bak›m›ndan fevka-
lade kudretli, saltanatl› ve zaman›nda her veçhile emsalsizdi. Sarayda ve flehir-
de hiçbir dua-gû onunla bafl edemiyordu. Bu yüzden Balabanî Hüsnü Efendi’yi
her yerde ararlar, bir an önce gelmesini hasretle ve heyecanla beklerlerdi.”11 Öte
yandan nüktedanl›¤›yla da tan›nan Hüsnü Efendi için flöyle bir olay anlat›l›r:
“Balabanî Efendi muhtelif tarikatlardan icazetnâme alm›fl oldu¤u gibi, kendisi de
hat›rdan ç›kamayacak ehil, nâehil bir çok kimselere icazetnâme vermekle adeta
flöhret yapm›flt›. ‹cazetnâmeyi kendisi yazarsa 4 Mecidiye al›r, yaz›lm›fl olarak
593
.

Ü S K Ü D A R
S E M P O Z Y U M U
I V
getirirler ve tasdik amac›yla mühürlenmesini isterlerse 2 Mecidiye ile ifli halle-
dermifl. Zaman›n Meclis-i Meflâyih reisi ve Hüdâyî hangâh› postniflîni Gülflenî
Efendi, yap›lan ihbar üzerine fieyh Hüsnü Efendi’yi ça¤›rt›p kendisine sormufl:
- ‹ki Mecidiyeye icazet verdi¤ini söylüyorlar, do¤ru mudur?
Balabanî hiç bozulmadan ve sinirlenmeden flu cevab› vermifl:
- fieyhim, efendim hazretleri insaf buyursunlar, demifl. ‹ki Mecidiyelik icazeyi
gidip de Bayezîd-i Bestamî’den alacak de¤iller ya, elbette bu fakire gelecekler.”12
- 1347/1928 senesinde vefat eden Hasan Hüsnü Efendi’nin Kabri Üsküdar’daki
flehitliktedir.13
Nakflibendili¤in usul ve adâb›ndan bahseden Nesemât-› Rûhâniye,1 4 terâcim-i ah-
vâle dair Risâle-i Mirâti’l-Ebrâr, fiâzeliye Tarikati ve pîrleri hakk›ndaB u r h â n ü ’ s -
S â l i k î n
, B e h c e t ü ’ n - N â m,1 5 Silsile-i Çifltiye ve Divânçe’si bulunmaktad›r.1 6 Ü s k ü-
darl› Hasan Hüsnü Efendi’nin özellikle Nesemât-› Rûhâniye adl› eserinde Nakfli-
bendîlik çerçevesinde yer verdi¤i tasavvufî görüfllerini flöyle s›ralayabiliriz:
Mürîdlerin Âdâb›
Sufîler, mürîdlerin manevî e¤itimlerinin zorluklar›n› aflmalar›nda kendilerine
yard›mc› olacak ve bu yolda ilerlemelerini sa¤layacak bir fleyhin gözetiminde
bulunmalar›n› ve sohbetine kat›lmalar›n› gerekli görmüfllerdir. Bu gereklili¤i
“Hemen sâlike âlim ve âmil bir mürflid-i kâmil aramak ve ol kâmilin flem’-i fey-
zinden kalbinde bir ç›ra¤ uyand›rmak ve ol nur ile adâb-› marifeti görmek ve bul-
mak elzemdir.17 Sâlike laz›m olan kendini nisbet-i ruhâniyet-i Cenâb-› Risâlet-
penâhîye intisâb-› kâmil hâs›l etsin. Bir yed-i sahîhe teslim edip fierîat-› garrâ-y›
Ahmediye’ye tamam›yla temessük, ekâbir-i eslâf›n meydana koydu¤u usûl-i ta-
rikat ve adâb-› zikre tevessüldür”18 sözleriyle dile getiren Hasan Hüsnü Efendi ta-
rîkata giriflin ve fleyhe ba¤lanman›n usûlünü ise flöyle tarif etmektedir: “Seccâ-
de-niflîn-i irflâd olan fleyhten ahz-i tarîk edecek mürîd, abdest al›p fleyhinin mu-
kabelesinde iki dizi üzere oturup isti¤far ettikten sonra gözlerini yuma ve lisan›-
n› dima¤›na yap›flt›r›p difllerini bir birine zam ede ve nefesini hâlî üzere koyup
habs etmeye ve mana-y› lafza-i Celâli ‘Lâ mevcûde illallah’ ile mülahaza ede. Ve
kalbini cemî efl¤alden ve kendi tasarrufundan hâlî k›l›p fleyhinin kalbi mukabe-
lesinde haz›r tutup manâ-y› mezkûre kendini müsta¤rak eyleye. Bi-’inâyetillahi
Te’âlâ tez zamanda âsâr-› feyz zuhur eder.”19
Tarîkata girmifl olan mürîd, manevî yolculu¤u (seyr ü sülûk) esnas›nda flerî hü-
kümlere riayet etmeye büyük özen göstermelidir. Zira onun bu yolculu¤u ta-
mamlamas›ndaki en önemli etken, dinin emir ve yasaklar›na muhalefet etmeme-
sidir: “Ey ihvân bir kimsenin âdâb-› fler’-i flerîf-i Ahmedî’den nasibi yoktur. Ve
kal ü hâli muhâlif-i kitab ve sünnettir, ol kimse ehl-i bât›n de¤il ehl-i bât›ld›r.”
Hüsnü Efendiye göre iç dünyas›n› kötü vas›flardan ar›nd›rarak güzel s›fatlarla
süslemek isteyen kiflinin dikkat etmesi gereken hususlardan biri de kendi fleyhi
594
.

Ü S K Ü D A R L I
B A L A B A N Î
H A S A N
H Ü S N Ü
E F E N D ‹
V E
T A S A V V U F
A N L A Y I fi I
Üftade Dergah›'ndan bir seccade
(Dervifl Çehizi Türkiye'de Tarikat giyim-kuflam tarihi, ‹stanbul 2000, s. 41)
ve tarîkat›n›n d›fl›ndaki fleyhlere ve tarîkatlara “eksiktir” nazar›yla bakmamas›-
d›r. Zira böyle bir bak›fl Hakk’›n sonsuz rahmet ve feyzini, Hz. Peygamberin de
manevî yard›m›n› s›n›rland›rmak demektir. Hâlbuki Hakk’a giden yollar say›s›z-
d›r. “Baz› derviflân-› dil-riflân›n mensub olduklar› tarîkten gayri turuk-› evliyâda
feyz ve nisbetin mesdûd oldu¤una kâil ve kendi pîrlerinden baflka pîrân-› azî-
zan-› turuk-› ‘aliyyenin kerâmât ve kemâlât›na mahdûd bulundu¤una mâil ol-
duklar› meflhûdum oluyor. Halbuki kerâmât-› evliyâ-y› Hak mesele-i kelâmiyesi-
ne zaman ve mekan ile takyîde çal›flmak füyuzât-› nâ-mütenâhiye-i ilâhiyenin ve
meded-i rûhâniyet-i nebeviyenin ink›tâ›na zehâb gibi bir îhâm-› nâ-savâb› inti-
hâ eder ki bu bât›l neticenin afv› gayr-› kabil bir hata-y› mahz oldu¤una bilcüm-
le ‘ukûl-› selim müttefiktir. Zira Cenâb-› Kâdir-i Kayyûm’un tecelliyât› ibâd-›
muvahhidîn için her an mütecellî ve kulûb-› mümine misbâh-› nübüvvetten ik-
tibâs-› envâr-› kemâle her zaman müsta’iddir. (...) Mezâhib-i erba’a gibi turuk-›
‘aliyyenin dahi cümlesi flâh-râh-› ehl-i sünnet olmakla hak ve savâbt›r.20 Cümle-
sinin maksûdu mürîdin kalbinde Hak celle ve ‘alân›n marifet ve mahabbeti da-
im olarak Hak’tan âgâh olmakt›r.”21
Öte yandan e¤er mürîdin ba¤l› oldu¤u fleyh baflka bir flehirde yafl›yorsa, mürîd
manevî e¤itiminde karfl›laflt›¤› problemleri yaflad›¤› flehirdeki velîlerin kabirleri-
ne giderek arz edebilir ve onlardan yard›m isteyebilir. Örne¤in ‹stanbul’da yafl›-
yorsa baflta Ebû Eyyub el-Ensârî olmak üzere kibâr-› evliyâdan Sünbül Sinan
Efendi, Merkez Efendi, fieyh Emir Buharî, Hazret-i Azîz Mahmud Hüdâyî, fieyh
595
.

Ü S K Ü D A R
S E M P O Z Y U M U
I V
Himmet Bayrâmî el-Üsküdârî, Hüsâmeddin el-Uflflâkî, ‹smail Rûmî el-Kâdirî,
Muhammed Nureddin el-Halvetî ve Muhammed Nusuhî el-Halvetî hazretlerinin
kabirlerine gidebilir.22
Seyr ü Sülûkun fiartlar›
Tasavvuf ve tarikata giren kimsenin manevî e¤itimini tamamlay›ncaya kadar ta-
kip etti¤i sürece seyr u sülûk ad› verilmektedir. Hasan Hüsnü Efendi’ye göre söz
konusu e¤itimi tamamlayabilmesi için mürîdin flu flartlara sahip olmas› gerekir:
1. Halk›n aras›na kar›flmamak
2. Leziz yiyeceklerden vazgeçip kanaatkâr olmak
3. Befl vakit namaz›n› cemaatle k›lmak
4. Bofl sözleri terk etmek
5. Helâl yiyip içmek ve flüpheli yiyeceklerden uzak durmak
6. ‹nsanlar›n eza ve cefâlar›na katlanmak
7. Ailesine ve çocuklar›na karfl› afl›r› sevgi beslememek23
8. Fakir ve miskinlere yard›m›n› esirgemeyip onlar› kendi nefsine tercih etmek
9. Herkese güzel ahlâkla muamele etmek
1 0 . Dünya ehlinden uzak durmak ve onlara karfl› gereksiz tevazuda bulunma-
m a k
11. Evrâd›n› gece-gündüz okumaya devam etmek
12. Kalp huzuruyla zikre devam etmek
13. ‹nsanlar›n iltifat ve zemmine önem vermemek
14. Dünya ifllerine ve fakirli¤e karfl› sab›r, r›za ve tevekkül göstermek
15. ‹fllerinde do¤ruluktan ayr›lmamak
16. Hiç kimseye hakaret etmemek ve düflman olmamak
17. Baflkalar›n› kendinden üstün ve de¤erli görmek
18. Dünyaya dalm›fl insanlarla hem-dem olmay›p âlimler ve salihlerle ülfet et-
mek
19. ‹fllerini istiflâre ve istihâresiz görmemek
20. Her mühim iflinde velîlerin ruhlar›ndan istimdâd dilemek
21. Fakir ve zay›flara karfl› flefkatli ve merhametli olup onlara hizmette kusur
etmemek
22. Mümkün mertebe inzivây› tercih etmek24
Yukar›da zikredilen flartlar›n, mürîdin mânevi yolculu¤unda kat etti¤i mesafeye
göre de¤iflebilece¤ini unutmamak gerekir.
596
.

Ü S K Ü D A R L I
B A L A B A N Î
H A S A N
H Ü S N Ü
E F E N D ‹
V E
T A S A V V U F
A N L A Y I fi I
Aziz Mahmud Hüdâî Türbesi'nde muhafaza edilen bir yaz›l› gömlek (Dervifl Çehizi, s. 44)
Seyr ü Sülûkun Mertebeleri
Hasan Hüsnü Efendi tasavvufî yolculu¤un mertebelerini ‹mam Rabbânî’nin tas-
nifiyle flöyle s›ralam›flt›r:
1. Seyr ilallâh (Allah’a do¤ru yolculuk): Sâlikin de¤ersiz ve ednâ olan bu âlem-
den daha yüce bir mertebeye (‘alâu’l-a’lâ) yükselmesidir. Fenâfillâh ad› verilen
bu dereceye ulaflabilmesi için sâlikin gönlünden masivân›n bütünüyle silinmifl
olmas› gerekir.
2. Seyr fillâh (Allah’ta yolculuk): Bekâbillâh olarak kabul edilen bu mertebede
sâlik Hakk’›n s›fatlar›yla muttas›f olup ahlâk›yla süslenir.
3. Seyr ‘anillâh (Allah’tan âleme yolculuk): Sâlik bu mertebede manevî yükseli-
flini tamamlam›fl olarak âlem-i esfele do¤ru inifle geçer. Di¤er bir ifadeyle sâlikin
597
.

Ü S K Ü D A R
S E M P O Z Y U M U
I V
Balabanî Dergah› haziresindeki mezar tafllar›ndan bir görünüm
vahdetten kesrete, Vâcibu’l-Vücûd’dan âlem-i esma ve s›fata, oradan da âlem-i
mümkünâta dönüflüdür.
4. Seyr fi’l-eflyâ (Âlemde yolculuk): Bu, âlemin ve eflyan›n bilgilerinin tedrici
olarak sâlike geri dönmesidir. Seyr ilallâh ve seyr fillâh velilik mertebelerini el-
de etmek içindir. Seyr anillah ve seyr fi’l-eflyâ ise halk› Hakk’a davet ve irflad ma-
kam›n› elde etmek içindir.25
Zikretmenin Âdâb›
Tasavvufî hayatta zikrin amac› kalpten gafletin giderilmesi ve kiflinin her an Al-
lah’la birlikte, O’nun huzurunda oldu¤u fluuruna varmas›d›r. Bunun gerçeklefl-
mesi için sâlikin belli zamanlarda okunmas› gereken virdlerinin d›fl›nda dinin
kaidelerine riayet etmesi ve insanlarla olan iliflkilerinde onlara yard›m edip hak-
lar›n› gözetmesi gerekir. Bunlar ayr›ca zikir olarak de¤erlendirilmifltir. Hasan
Hüsnü Efendi sâlikin virdlerini nas›l okumas› gerekti¤ini Nakflibendiye usulüne
göre flöyle tarif etmektedir: “Evrâd›yla meflgul olmak murâd eden tâlib ve sâd›k
evvelen galebe-i nevm veya elem-i cû’ veya ta’ab gibi kalbi flâ¤il olan flu¤lun
mahviyle abdest al›p bir hâlî mahalde vakt-i kerahet de¤ilse iki rekat namaz k›-
l›p k›bleye müteveccih oldu¤u halde ayaklar›n› sol taraftan ç›kar›p sa¤ yan› üze-
598
.

Ü S K Ü D A R L I
B A L A B A N Î
H A S A N
H Ü S N Ü
E F E N D ‹
V E
T A S A V V U F
A N L A Y I fi I
Hasan Hüsnü Efendi'nin Nesemât-› Rûhâniye ve Burhânü’s-Sâlikîn
adl› risalelerinin içinde ter ald›¤› yazman›n kapa¤›
rine oturup ve kalbi üzere cüzîce meyl edip gözlerini yumup lisan›yla ‘eûzü bes-
meleden sonra befl kere salavât-› flerife ve üç ihlâs-› flerif bir fâtihâ-i flerife k›raat
edip ecrini ruh-› akdes Hazret-i Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem ve ervâh-
› pâk-i âl ve evlâd ve ezvâc ve ashâb-› Resûlullah ve ervâh-› azîzân-› Nakflibendî
-kaddesallahu esrâruhumu’s-samedî- hazerât›na ihdâ, ba’dehu fleyhinin talim ve
tefhimi üzere kalbiyle zikr-i ism-i Celâl veyahut nefî ve isbâta meflgul ola ve ha-
vât›r›n galebesinde keyfiyet-i mevti tefekkür ede. (...) E¤er kalbiyle zikirde su’û-
bet olursa hafî olarak lisan›yla meflgul ola. Bu minval üzere zikre müdavemet
ede ki hakîkat-i zikir âyine-i dilde rû-nümâ olup kendüye mülk ola. Zira mürî-
din her kâr ve bâr›n› menzil-i maksûda yetifltiren bu zikirdir. Ve esnâ-y› flu¤ul-
de “‹lahi ente maksûdî ve r›zake matlubî a’t›nî mahabbeteke ve ma’rifeteke” ke-
limesini der hât›r ede. Zikirden maksud r›zâ-y› Hak’t›r. Bu zikir hiçbir vakit ve
hâl ve aded ve mekan ile mukayyed de¤ildir. Ancak gafletle zikretmemek flartt›r
ki ona (gafletle zikretmemeye) vukûf-› kalbî denir.”26
fieyhin Mürîde Teveccühü
Sâliklerin manevî e¤itimlerinde fleylerin himmet ve teveccühlerinin rolü büyük-
tür. Ancak hem kendisine ba¤lan›lan fleyh hem insan-› kâmil olmal› hem de te-
veccühün nas›l yap›lmas› gerekti¤ini bilmelidir. Aksi halde sâlike faydadan çok
599
.

Ü S K Ü D A R
S E M P O Z Y U M U
I V
zarar verir: “Bir müride teveccüh murad olundukta evvelen ruh-› akdes-i Hazret-
i Fahr-i âleme salavât ve selâmdan sonra üç ihlâs-› flerif bir fâtihâ-i flerife k›raat
edip ecrini ervâh-› enbiyâ ve evliyâya ve hâcegân-› Nakflibendiyeye ihdâ edip ‘Ya
Rabb cânib-i ilahînden ve Habîb-i Ekrem’in cânibinden meflâyih-i kirâm-› Nak-
flibendiye vas›tas›yla benim kalbime vas›l olan feyz ve envâr-› zikri bu müridin
kalbine ilkâ ve inayet eyle’ ricas›yla müridin kalbine teveccüh ve himmet buyu-
ra. E¤er ol fleyhin nisbeti sahih ise birkaç teveccühte bi-inayetillah tâlib-i sâd›-
¤›n kalbinde tesir-i mahabbet-i ilahiye peydâ olur. Keza latîfe-i ruh ve latîfe-i s›r
ve latîfe-i hafî ve latîfe-i ahfâs›na dahi bu minval üzere teveccüh ede. Ba’dehu
nefy ve isbât zikrini telkîn ede. Ve ilka-i nisbet-i cemiyet ve huzur için dahi te-
veccüh ede.”27
Tevhîdin Mertebeleri
Sufîlere göre tevhîd, Hakk’›n zât, esmâ, s›fat, ef’âl ve âsâr›n› birlemektir. Bu sil-
sileye göre tevhîdin ilk mertebesi, tevhîd-i âsârd›r. Âsârdan kastedilen ise bütün
kâinatt›r. Sâlik bu mertebede mümkinât›n Hakk’›n fiillerinin eseri oldu¤unu mü-
flahede eder. ‹kincisi, tevhîd-i ef’âl mertebesidir. Sâlik seyr u sülûku sonucunda
ulaflt›¤› bu makamda bütün fiillerin Hak’tan sâd›r oldu¤unu müflahede eder.
Böylece kendi fiillerinden fenâ bulmufl olur. Buna fenâ fi’l-ef’âl denir. Üçüncü-
sü, tevhîd-i s›fat mertebesidir. Sâlik bu derecede ister cemâl isterse celâl olsun
bütün kemâl s›fatlar›n Hakk’a ait oldu¤unu müflâhede ile ve bunun sonucunda
Hakk’›n s›fatlar›nda fenâ bulur. Buna fenâ fi’s-s›fat ad› verilir. Dördüncüsü, tev -
hîd-i zât
’t›r. Bu mertebede sâlik Hakk’›n zât›ndan baflka hiçbir fleyin varl›¤›n›
(vücûd) müflahede etmeyip vücûd-› mevcûd ile zâhir olan›n Hak oldu¤unu mü-
flâhede eder. Böylece kendi varl›¤›ndan fâni olur ki, buna da fenâ fi’z-zât denir.28
Tasavvufî Kavramlar
Biât: Mürîdin fleyhine sad›k ve ba¤l› kalaca¤›, ona kay›ts›z flarts›z teslim olaca¤›
ve her dedi¤ini itiraz etmeden yapaca¤›na dair söz vermesidir. Tarîkata giriflte
gerçeklefltirilen bu ritüeli Hasan Hüsnü Efendi, Hz. Peygamber ve dört halifeye
isnat ederek flöyle tarif etmektedir: “Salat parma¤›ndan gayri sair parmaklar›yla
mürîdin yedini tuta ve bafl parma¤›n› müridin bafl parma¤›na dayaya, buna Yedi
Resûl ve Kabzatü’r-Rizâ derler. fieyh mürîdin yedini cemî parmaklar›yla hafifçe
tutup bafl parma¤›yla mürîdin bafl parma¤›na üç kere vura, buna da Yed-i Ebû
Bekir ve Kabzatü’l-Mahabbet derler. Ve fleyh eliyle mürîdin salat parmaklar›n-
dan gayri sair parmaklar›n› bir birlerinin ucuna al›p fleyh bafl parma¤›n› mürîdin
bafl parma¤›na dayaya, buna dahi Yed-i Ömer ve Kabzatü’l-Hafaza derler. fieyh
mürîdin yedini cemi parmaklar›yla hafifçe tutup bafl parma¤› bafl parma¤›na ha-
fifçe dayaya ve salat parma¤› t›rna¤›yla mürîdin salat parma¤›n› t›rna¤›n ucuyla
600
.

Ü S K Ü D A R L I
B A L A B A N Î
H A S A N
H Ü S N Ü
E F E N D ‹
V E
T A S A V V U F
A N L A Y I fi I
Nesemât-› Rûhâniye adl› eserinin ilk sayfalar›
üç kere vura, buna Yed-i Osman ve Kabzatü’l-Meveddet derler. Ve fleyh cemi esâ-
bi’iyle mürîdin yedini tutup bafl parma¤›n› dayay›p üç defa salat parma¤›n› mü-
rîdin salat parma¤› s›¤aya badehu sal›verip ikisi dahi kendi ellerini takbîl edeler,
buna Yed-i Ali ve Kabzatü’l-Celâle derler. Cemisinde “‹nnellezine yübâyi’ûneke”
âyet-i kerimesi ilâ ahire okuyup fleyh bismillah ve billah ve ilalllah ve ‘alallah
fe’l-yetevekkü’l-mü’minîn, hasbiyallah ve kefâ billah li-men de’â, leyse verâella-
hi müntehâ. Tarîk-i Kadiriye, Rifâiyye, Bedeviye, Sadiye, Desûkiye, Bektafliye ve
sair turuk-› aliyyede suret-i biat bu usul üzere oldu¤u ve bu dört nev-i bîattan bi-
riyle oldu¤u muhakkakt›r.”29
Râb›ta: Mürîdin ruhâniyetinden feyz alaca¤›na inanarak kâmil fleyhinin sûreti-
ni zihninde tasavvur etmesidir. E¤er fleyhi kâmil de¤ilse tarîkat silsilesinde yer
alan fleyhlerden birine râb›ta yapabilir. Zira nâk›s olan fleyhe râb›tada büyük teh-
likeler bulundu¤u belirtilmektedir. Fenâfillâha ulaflman›n mukaddimesi olarak
kabul edilen fleyhte fenân›n en iyi flekilde râb›ta yoluyla mümkün olaca¤›n› söy-
leyen Hasan Hüsnü Efendi râb›tan›n yap›l›fl fleklini flöyle izah etmifltir: “Sâlik ba-
de’l-isti¤fâr e’ûzü besmele ile üç ihlâs ve bir fâtihâ-i flerife k›raat edip ecrini rûh-
› akdes-i Hazret-i Sultân-› Enbiyâ ve âl ve evlâd ve ezvâc ve ashâb-› Resûl-i
601
.

Ü S K Ü D A R
S E M P O Z Y U M U
I V
Burhânü’s-Sâlikîn adl› eserinin ilk sayfas›
Hüdâ’ya, ‹mâm-› Tarîkat Muhammed Bahaüddin fiah-› Nakflibend el-Üveysî el-
Buharî ve ervâh-› hâcegâna ihdâ eyleye. Hazret-i Pîrin veyahut meflâyih-i Nakfli-
bendiye -kaddesallahu esrârahumu’l-aliyye- hazarât›ndan birinin ruhâniyet-i
mürflidânelerine bir müddet müteveccih olup Cenâb-› Hakk’›n rahmet-i ilâhiye-
sine muhtaç oldu¤unu mülâhaza ve fazl-› bî-nihâyesine itimâd ede. Ba’dehu mü-
nîbi oldu¤u fleyhi, kâmil ve fenâfillah makam›na vâs›l ise kalbini fleyhinin kalbi
mukâbilinde tahayyül edip kemâl-› tevazu ve meskenet-i kalp ile fleyhi vas›tas›y-
la feyze muntaz›r ola.30 Râb›ta esnas›nda ‹sm-i Celal’in medlûlü olan Hak Teala
Hazretlerini flerîki ve nazîri yoktur diye mülâhaza eyleye ve mânâ-y› mezkûrun
zikri ile kalbini memlû eyleyip mana-y› mezkûra kendini müsta¤rak ede. Buna
vukûf-› kalbî derler..”31
Râb›tan›n Nakflîlikte bulunmay›p tarîkata daha sonra sokuldu¤unu dolay›s›yla
da bidat oldu¤unu söyleyenlere Hasan Hüsnü Efendi “Baz›lar› dahi tarîk-i Nak-
flibendiye’de akdemce râb›ta olmay›p bunu Hazret-i Müceddid-i fieyh Hâlid ih-
dâs ve icat etti¤ine kail olmaktalard›r. Bu iki fikir ise asâr-› cehilden olup eslâf-›
meflâyih-i Nakflibendiye hususiyle hacegân›n asâr-› kalemiyelerine adem-i vu-
kûftan ileri geliyor. Eslâf›n âsâr› meydandad›r. Mutala’a ile hak tezahür eder. Ha-
lidîler eslâf-› meflâyih-i Nakflibendiye’nin ihtiyârât›n› ihtiyar etmektedirler. Za-
602
.

Ü S K Ü D A R L I
B A L A B A N Î
H A S A N
H Ü S N Ü
E F E N D ‹
V E
T A S A V V U F
A N L A Y I fi I
Burhânü’s-Sâlikîn adl› eserinin son sayfalar›
man›m›zda Nakflibendî dergâhlar›nda bulunan meflâyih seyr u sülûk-› tarîkden
gafil olup hemen âyin-i zikirde de turuk-› sâire meflâyihine taklit ede ede adâb
ve erkân-› tarîklerini zayi etmektedirler. ‹flte bunlar tarîkte bidat b›rakt›lar”32 söz-
leriyle cevap vermifltir.
Kalp-ruh-s›r: Kalp, keflf ve ilhâm›n mahalli, ilahî hitâb›n muhâtab›, marifet ve
irfân›n ise kayna¤›d›r. Rûh, insandaki bilen ve idrâk eden latîfe olup emir âle-
minden inmifltir. Bu rûha, Allah taraf›ndan üfürülmüfl rûh anlam›nda insanî rûh
da denir. S›r ise, söz konusu s›ralamada rûhtan sonra gelir ve ondan daha latîf-
tir. Kalp marifet, rûh mahabbet, s›r ise temafla mahallidir.33 Kiflinin insan-› kâmil
mertebesine ulaflabilmesi için kalp, rûh ve s›rr›n› terbiye etmesi gerekir. Bunla-
r›n terbiyesi ise flöyledir: “Kalbin terbiye ve tasfiyesi, havât›rdan halâs edip Hak
Te’ala’ya teveccüh ettirmekle olur ki, Hak’tan gayriyi talep etmeye. Ve ubudiyet-
ten bir lahza fari¤ olmaya. Ta ki, tevhîd onun s›rr›na yüz göstere ve s›rr›n terbi-
yesi, kalbin terbiyesine menûttur ki, kalbin terbiyesi kemâl buldukça s›rr›n ter-
biyesi dahi kemâl bulur. Ve s›rr›n mahal ve menflei kalptir. Ve rûh-› insanî âlem-
i emirden olmakla onun kurb-› Hakk’a bir ihtisas› vard›r ki sâir mevcudât›n yok-
tur. Zira âlem-i mülk, âlem-i melekûtla kaimdir. Ve âlem-i ervâh rûh-› insanî ile
603
.

Ü S K Ü D A R
S E M P O Z Y U M U
I V
kaimdir. Ve rûh-› insanî dahi Hak Te’ala Hazretleri’nin Hay ve Kayyûm s›fatla-
r›yla kâimdir. Ve her ne ki âlem-i gayb ve âlem-i flehâdette zahir olur, cümlesi
vas›ta ile olur. ‹llâ rûh-› insan vâs›tas›z zâhir olmufltur. Ve rûh ile bedenin cemî
olmas› dahi (Ve nefahtü fîhi min rûhî) izâfeti teflrifiyle olmufltur. Hak Teâlâ ken-
di Hazretine nisbet buyurup “min rûhî” dedi. Bu bir acîb ve dakîk flereftir. Ve rû-
hun terbiyesi onu s›fat-› rubûbiyetle ki, ilim ve marifet-i ilâhiye ve hilm ve ke-
rem ve emsali huluk-› merziyye ile tezyin etmekle olur. Rûhun mahabbeti ve
marifeti terakki bulur ise fenâ fillah makam›na urûc müyesser olur. Rûhun bu
makamdaki yani makâm-› s›rdaki vazifesi oldur ki, s›rr›n› ‘atebe-i Hazrete koyup
cümle a¤yardan yüz döndürüp ol Hazrete fenâ-i küllî ile fânî olarak dünya ve
âhireti emel etmeyerek Ahmediyyü’l-himmet olup ubûdiyeti ve fakr› ihtiyar edip
meslek-i sûfiyede meflreb-i Melâmiye üzere ol Hazrete mütâbe’attan ayr›lmaya
ve daire-i ubûdiyetten yani daire-i fler-i flerîften taflra kadem basmaya.”34
Telvin-Temkin: Telvîn, sâlikin kalbinde güzerân eden ahvali görmektir. Sufîle-
rin baz›lar› telvîni, kalbin keflf ile hicâb aras›nda de¤iflmesi olarak anlam›fllard›r.
Temkin ise, ilahî inkiflâf›n devam›d›r. Yani istikamet üzere karar k›lma ve iyice
yerleflme makam›d›r.35
Havât›r: Kiflinin iç âleminde duydu¤u ve ad›na hât›r-havât›r ad› verilen mesaj,
Hasan Hüsnü Efendi’ye göre alt› k›s›md›r: “Birincisine hevâcis derler, nefis câni-
binden kalpte zuhur eder. ‹kincisine vesâvis derler, fleytan canibinden kalbe il-
kâ olunur. Üçüncüsüne ilham derler, melek cânibinden kalbe ilkâ olunur. Dör-
düncüsüne irâdât derler, Hak’tan kalbe sünûh eyler. Beflincisine suret-i kâinât
derler, havâs canibinden kalbe duhûl eyler. Alt›nc›s›na ma’kûlât derler, ak›l ca-
nibinden kalbe hutûr eyler.”36
D‹PNOTLAR
1
bk. Hasan Hüsnü Efendi, Nesemât-› Rûhâniye, Süleymaniye Ktp. Tahir A¤a Tekkesi, nr. 321, vr. 1b.
2
Nesemât-› Rûhâniye, vr. 2a.
3
Hasan Hüsnü Efendi, Burhânü’s-Sâlikîn, Süleymaniye Ktp. Tahir A¤a Tekkesi, nr. 321, vr. 44b.
4
Nesemât-› Rûhâniye, vr. 18a; Hüseyin Vassaf, Sefîne-i Evliyâ (haz. M. Akkufl - A. Y›lmaz), ‹stanbul 2006,
II, 178, 373.
5
Nesemât-› Rûhâniye, vr. 18a-b.
6
Kâdiriye silsilesi flöyledir: “Fakîr Ebü’l-Hasan Hüsnü ‹bn Ali er-R›za Pafla afâ ‘anhümâ / ‘an fleyhî ve Sey-
yidî ve mededî efl-fieyh Hasan Hüsnü Efendi el-Üsküdârî el-maruf bi-Harca¤as›zâde -kaddesallahu sirre-
hu / ‘an efl-fieyh Ahmed G›yâseddin ‹bn Süleyman (?)-kuddise sirruhu’l-âlî- / ‘an efl-fieyhi’fl-fluyûh es-
Seyyid el-hâc Muhammed Ziyâeddîn Hâlid -kaddesallahu sirruhu’l-vâhid- / ‘an Hazret-i Pîr-i Gulâm Ali
Abdülkâdir fiâh Abdullah ed-Dehlevî -kuddise sirruhu- / ‘an efl-fieyh Muhammed fiemseddîn Habîbul-
lah Can-› Canân el-Mazhar ed-Dehlevî / ‘an efl-fieyh es-Seyyid Muhammed Nur el-Bedâvenî / ‘an efl-fieyh
Muhammed Muhsin Seyfeddin es-Sirhindî / ‘an efl-fieyh Muhammed Masum es-Sirhindî / ‘an vâlidihi
efl-fieyh Ahmed el-Farukî es-Sirhindî efl-flehîr bi-‹mam Rabbanî...” Nesemât-› Rûhâniye, vr. 19a-b.
7
Mevleviye silsilesi flöyledir: “el-Fakîr el-hakîr / ‘an efl-fieyh es-seyyid Muhammed Said Efendi el-mübâ-
hî bi-hizmet-i hangâh-› Selimiye el-kâinü fî medîneti Üsküdar -rahmetullahi aleyh- / ‘an validihi fieyh
604
.

Ü S K Ü D A R L I
B A L A B A N Î
H A S A N
H Ü S N Ü
E F E N D ‹
V E
T A S A V V U F
A N L A Y I fi I
Muhammed Hidâyetullah Efendi el-Üksüdârî el-maruf bi-Mesnevîhân / ‘an vâlidihi k›dvetü’l-kâmilîn
zü’l-cenâheyn fieyh Ali Behçet el-Konevî sümme el-Üsküdârî ‹bn Ebî Bekir b. Hasan b. Hüseyin / ‘an ced-
dihi min k›beli’l-ümm fieyh Muhammed Alaüddin Çelebi Efendi el-Karahisarî / ‘an fieyh Muhammed
Arif Çelebi Efendi / ‘an fieyh Sadreddin Çelebi Efendi / ‘an fieyh Bostan Çelebi Efendi / ‘an fieyh Abdül-
halîm Çelebi Efendi..” Nesemât-› Rûhâniye, vr. 20a.
8
Celvetiye silsilesi flöyledir: “el-Fakir el-hakir / ‘an efl-fieyh es-Seyyid Muhammed Rûflen Efendi -rahme-
tullahi aleyhi- / ‘an vâlidihi efl-fieyh es-Seyyid Abdurrahman Nesîb Efendi / ‘an vâlidihi efl-fieyh es-Sey-
yid Muhammed fiihâbeddîn Efendi / ‘an vâlidihi efl-fieyh Muhammed Rûflen Efendi / ‘an efl-fieyh Perte-
vî Ahmed Efendi el-Medâniyevî sümme el-Çorlu / ‘an efl-fieyh Zâtî Efendi el-Keflânî el-Edirnevî / ‘an efl-
fieyh es-Seyyid ‹smail Hakk› Efendi el-Bursevî / ‘an efl-fieyh Fazl-› ‹lahî es-Seyyid Osman Efendi el-At-
pazarî / ‘an efl-fieyh Abdullah Efendi el-maruf bi-Zâkirzâde / ‘an efl-fieyh Ahmed Efendi el-Bal›kesirî / ‘an
Hazret-i Pîr-i k›dveti’l-kâmilîn ve delili’s-salikîn es-Seyyid Aziz Mahmûd Hüdâyî...” Nesemât-› Rûhâni -
ye
, vr. 20b-21a.
9
Cemaleddin Server Revnako¤lu, Eski Sosyal Hayat›m›zda Tasavvuf ve Tarikat Kültürü (haz. M. Do¤an Ba-
y›n - ‹. Derviflo¤lu), ‹stanbul 2003, s. 257; Hür Mahmut Yücer, Osmanl› Toplumunda Tasavvuf (19. Yüz-
y›l), ‹stanbul 2003, s. 564. Hüseyin Vassaf ise Hüsnü Efendi’nin tekkesinin bulunmad›¤›n› yazm›flt›r. bk.
Sefîne-i Evliyâ, II, 373. Öte yandan Galata Mevlevîhanesi’nde yap›lmas› düflünülen bir ihtifal nedeniyle
ortaya ç›kan bir tart›flmaya binâen Tahirü’l-Mevlevî Matbuat Alemindeki Hayat›m ve ‹stiklâl Mahkeme -
leri
(haz. A. fientürk, ‹stanbul 1991, s. 54) adl› eserinde Hasan Hüsnü Efendi hakk›nda flunlar› söylemek-
tedir: “Mevlevî muhiblerinden Üsküdarl› fieyh Ebü’l-Hasan Hüsnü en-Nakflibendî el-Hâlidî’ye Balaban
kutbu fieyh Hüsnü derler. Balaban kutbu yahut Balabânî denilmesine sebep, Üsküdar’da Balaban ‹ske-
lesi civar›nda oturmas›d›r. Evvelce Nâfia Nezareti katiplerinden imifl. Sonra ifli derviflli¤e ve fleyhli¤e,
daha do¤rusu cenazelerde dua etmeye vurmufl. Lokma paras›n› o flekilde ç›karmaya bafllam›flt›r. Her ren-
ge boyan›r, her kal›ba uyar bir flah›st›r.”
10
Cemaleddin Server Revnako¤lu Arflivi, nr. 138.
11
Revnako¤lu, Tasavvuf ve Tarikat Kültürü, s. 257-258.
12
a.g.e., s. 258-259.
13
Hüseyin Vassaf, Sefîne-i Evliyâ, II, 373.
14
Söz konusu risâle yak›n zamanda çizgili bir deftere istinsah edilmifl olup “Nakflibendî Tarikat›’n›n Usul
ve Silsile-i Nisfetine Dair Risale” ad›yla Süleymaniye Ktp. Tahir A¤a, nr. 326’da bulunmaktad›r.
15
Kaynaklarda geçmemekle birlikte Hasan Hüsnü Efendi böyle bir eserinin bulundu¤unu Burhânü’s-Sâli -
kîn
’de (vr. 45a) haber vermektedir.
16
Zikredilen eserleri Süleymaniye Ktp. Tahir A¤a Tekkesi, 321 numaradaki bir mecmua içindedir. Ayr›ca
bk. Hüseyin Vassaf, a.g.e., II, 373.
17
Hasan Hüsnü Efendi, Nesemât-› Rûhâniye, vr. 2b.
18
Hasan Hüsnü Efendi, a.g.e., vr. 3b.
19
a.g.e., vr. 6b.
20
a.g.e., vr. 3a-b.
21
a.g.e., vr. 5b.
22
a.g.e., vr. 7a.
23
Sâlik, manevî yolculu¤unu tamamlay›ncaya kadar hedefinin d›fl›ndaki her fleye belli bir mesafede dur-
mal› ve onu yolundan al› koyacak afl›r› tutumlardan kaç›nmal›d›r. Aile ve çocuklar›na karfl› afl›r› sevgi
besleyen bir müridin gerekti¤inde evinden, ailesinden ve çocuklar›ndan ayr›larak seyr ü sefere ç›kmas›
zordur. fieyhin zikretti¤i söz konusu madde bu çerçevede de¤erlendirilmelidir.
24
Hasan Hüsnü Efendi, Nesemât-› Rûhâniye, vr. 8a-9a.
25
a.g.e., vr. 15b-16a. ‹mam Rabbânî’nin konuyla ilgili görüflleri için ayr›ca bk. Necdet Tosun, ‹mam Rab -
bânî Ahmed Sirhindî, Hayat›, Eserleri, Tasavvufî Görüflleri
, ‹stanbul 2005, s. 63-79.
26
Hasan Hüsnü Efendi, a.g.e., vr. 5a-b.
27
a.g.e., vr. 6a-b.
28
a.g.e., vr. 17b-18a.
29
a.g.e., vr. 22b-23a.
30
a.g.e., vr. 13a-b.
31
a.g.e., vr. 14b.
605
.

Ü S K Ü D A R
S E M P O Z Y U M U
I V
32
a.g.e., vr. 13b-14a.
33
bk. Süleyman Uluda¤, Tasavvuf Terimleri Sözlü¤ü, ‹stanbul 2002.
34
Hasan Hüsnü Efendi, Nesemât-› Rûhâniye, vr. 11b-12a.
35
a.g.e., vr. 16b.
36
a.g.e., vr. 11a-b.
37
Hüseyin Vassaf, Sefîne-i Evliyâ, II, 373.
606
.